Dün İstanbul Ticaret Odası’nın düzenlemiş olduğu Haliç Kongre Merkezi’ndeki “World Marketing Summit” etkinliğine katıldım.

Uzun zamandır bu kadar yoğun katılımlı ve gerçekten kalbur üstü panelistlerin iştirak ettiği bir etkinliği izlememiştim. Buradan tüm emeği geçenlere tekrar teşekkür etmek istiyorum.

Philip KOTLER, Moran CERF, Luiz MOUNTINHO, Marc Oliver OPRESNIK, Dominique HANSSENS, İlber ORTAYLI, Levent ÇAKIROĞLU, Şeref OĞUZ, Fahim KIBRIA, Ömer ŞENGÜLER gibi sektörün uluslararası arenada kabul görmüş simalarıyla birlikte geçirdiğim yaklaşık sekiz saat o kadar kısa sürdü ki bittiğine üzülmedim dersem yalan olur gerçekten.

Tabi benim için en önemlisi Phillip Kotler’dı. Açılış konuşmasını İTO Başkanı Şekip Avdagiç‘in yaptığı zirvede, Kotler gün boyu düzenlenen üç oturumda da görev aldı ve o yaşına rağmen oturumların en dinamik katılımcısıydı. Son derece mütevazı ve alicenap tavırlarıyla herkese kendisini “bizden biri” gibi hissettirdi hep. Yine en iyi o dinledi. Yani tam “can-i gönülden dinlemek” neymiş, uygulamalı olarak tüm bedeniyle de gösterdi bunu bizlere resmen. En akıllı ve sorgulayan sorular da ondan geldi yine tabi. Kulisteki sohbetimizde kendisine kitabımdan bahsedince, şaşırdı, merak etti, görmek istedi. Hiç alışkanlığım olmamasına rağmen, ilk defa kitabımı yanımda getirmediğim için çok pişman oldum. Ama telefondan fotoğraflarını gösterdim. Çok memnun oldu. Tebrik etti. Hayatımda kendimle gurur duyduğum nadir anlardan birini daha yaşadım. Resmen koltuklarım kabardı.

Konferans sırada yanımda oturan gencin kafası üç kez omzuma düştü. Uyuyormuş. Belli ki sırf gelmiş olmak için gelmiş. Ya hocası, ya da patronu göndermiş besbelli. Yani üstüne para verip o insanları dinlemeye gelecek olanlar ne yazık ki sınırlı kontenjan nedeniyle salona giremezken, sadece buraya “görev” olsun diye de gelenler vardı ve bunların büyük bir çoğunluğu da maalesef bizim üniversiteli gençlerimizdi.

Bir yanda hâlâ daha öğrenmeye, bilmeye olan açlığını giderememiş, sürekli ürettiklerini, bildiklerini bütün dünyayı ülke ülke, şehir şehir gezip, insanlarla paylaşan 87 yaşındaki Kotler ve onun gibiler, diğer yanda ise “bitse de gitsek durumunda” olup, konuşulanları bile dinlemeye mecali olmayan, konferans boyunca gözünü cep telefonundan ayıramayan, asla okumayan ve hiçbir vizyonu olmayan bizim yirmili yaşlardaki gençlerimiz.

Her ikisi de yan yanaydı dün.

Kotler’in konuşmalarından çıkan satır başlarına baktığımızda aslında birçoğunu kendi kitaplarından veya okuduğumuz diğer referans yayınlardan biliyor olsak da yine de bunları kendi ağzından duymak çok etkileyiciydi. Birkaçını özetle paylaşmam gerekirse,

1. Şirketinizin üç ana amacı olsun:

a- Kârınızı maksimize edin,

b- İnsan odaklı (Mutlu çalışanlar, mutlu müşteriler ve mutlu tüketicilerinizin olması için çalışın. En iyi pazarlama, bir şirketin hayranları tarafından yapılır. Sizi en iyi tavsiye edecek olan da yine  müşterilerinizdir.) politikalar üretin,

c- Gezegenimize daha faydalı üretim ve pazarlama politikaları geliştirin. (Aslında bu üçüncü madde, neredeyse genel olarak tüm konuşmacıların üzerinde durduğu bir konuydu).

2. Yeni ürün veya pazar geliştirme aşamalarında aşağıdaki pazarlama politikalarını (STP) izleyin.

a- Segmente edin: Müşterilerinizi alt gruplara (demografik, davranışsal, coğrafi, vb.) ayırın.

b- Hedefleyin: Müşterilerinizin talepleri ile ürünlerinizin özelliklerinin örtüştüğü hedef kitleyi belirleyin.

c- Konumlandırın: Müşterilerinizin zihninde rakiplerinizle kıyaslayabileceği ve sizin üstünlüklerinizi algılayabileceği bir imaj yaratmak adına tanıtım, tutundurma ve satış geliştirme programınızı tasarlayın ve uygulayın.

3. Değişim ve çağa ayak uydurma şart. Ve kesinlikle dijitalleşin. Bu işe yatırım yapın. Yarın da bugün yaptığın işin aynısını yapıyorsan, o işi kesin olarak kaybedersin.

4. Markaların amacı, insanları (nihai tüketiciler ve çalışanlar) daha mutlu, daha tatminkâr hale getirmek olmalı,

5. Yaptığınız iş artık değişiminizin bir temsilcisi olmalı,

6. Toplumlar dünden çok daha fazla sosyal sorunlarla karşılaşıyorlar. Bu yüzden tüketiciler, takip ettiği ve savunduğu markaların sadece hayır kurumlarına bağışta bulunmasını yeterli görmüyorlar artık. Markaların belirli sosyal sorunlara karşı durmasını ya da en azından bu konuda nasıl bir görüş sergilediklerini de net olarak görmek, buna şahit olmak istiyorlar. 

Ve diğerleri….

Bir satıcı, satış eğitmeni ve bir satış kitabı yazarı olmamla birlikte, en çok takip ettiğim ve neredeyse tüm kitaplarını okuduğum bir pazarlama duayeni ile tanışıp, ayaküstü de olsa sohbet edebilmek rüya gibi bir şeydi. Benim için böyle bir karşılaşmanın Türkiye sınırları içerisinde gerçekleşmesi bir daha mümkün olmazdı sanırım zaten! İyi ki gitmişim.

 

İlker Taner UZUN – 5 Aralık 2018

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir