“İnsanların değil, Allah’ın dikkatini çekecek kadar mükemmel iş yap!”

Peter F. Drucker

Çocukluğumun yaz tatillerini hep köyümüzde geçirirdik. Yöremizde, “Fındık Ayı” da denilen ve okulların yaz tatili dönemine denk gelen bu zamanlarda, tüm günümüz, ormanlarda, bağlarda,  fındık bahçelerinde geçerdi.

Okul harçlığımızı çıkartmak için, fındık toplar satardık o zamanlar. Ama kazandığımız parayı mantar tabancalarına yatırır, okul başladığında da elimizde hiç paramız kalmazdı  🙂

Kırklı yaşlarda olanlar bilir. Magazin gündeminden düşmeyen bir Hasbi Ağa’mız vardı. Hasbi Menteşoğlu. Salyangoz işleme fabrikası kurmuştu. Köylülerden topladığı salyangozları fabrikasında işler ve yurtdışına ihraç ederdi.

Tabi biz de küçük bir müteşebbis olarak, hemen giriştik bu işe. Müteşebbis dediysem, salyangoz üretim çiftliği kurmadık tabi ama fındık bahçelerinde salyangoz arar, bulduklarımızı da tenekelerimize doldurur ve gider satardık aracıya. Hele de yağmur yağdıktan sonra, ürün bollaşır, tenekelerimiz dolar taşardı.

zeus

Ancak aklımız hinliğe çalıştığı için, bulduğumuz içi boşalmış salyangoz kabuklarını atmaz, içlerini toprakla, çamurla doldurup, diğer salyangozların içerisine karıştırır ve öylece de satardık. Toprakla doldurduğumuz salyangozlar, diğerlerinden çok daha ağır geldiği için de, değerliydiler.

Yüzlerce salyangozun içerisinde fark edilemeyen bu sahte salyangozları, kimsenin göremeyeceğini düşünürdük.

Bundan 2400 yıl önce Yunanlı heykeltıraş Phidias’tan, tanrıların tanrısı Zeus’un heykelini yapması istenir.

Yaklaşık 7 metre genişliğinde ve 12 metre yüksekliğinde, bir sandalyeye oturmuş dev bir Zeus heykeli yapar Phidias.

Kuyumcu hassasiyetiyle, fildişi ve altın parçaları birleştirerek yaptığı heykeli süsleyen kabartmalarda, birbirinin eşi, tek bir işleme dahi bulunmaz.

Phidias, günümüzde dünyanın yedi harikası arasında gösterilen bu muhteşem Zeus heykelini bitirir ve ücretini almak için ilgili birime gider. Ancak ücreti ödenmez.

Gerekçe olarak, heykelin kimse tarafından görünmeyecek olan arka yüzüne yaptığı işlemeler için de para talep edildiği söylenir kendisine.

Phidias, buna çok sinirlenerek şu cevabı verir:

“Yanılıyorsunuz. Tanrı Görüyor”

Bizim salyangoz kabuklarını kakalamaya çalıştığımız gibi satış politikası güden birçok işletme var günümüzde. Yaptıkları işi, “satış” olarak tanımlıyorlar.

Ancak satış, etik değerlere sadık kalarak, müşteriyi uzun yıllar elinde tutabilecek kadar memnun edebilme yeteneğini gerektirir.

İlker Taner Uzun

 

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn

6 Comments

  1. Sonnur

    Mükemmel bir yazı olmuş eline yüreğine sağlık.Umut ediyorum kendim başta ülkemin tüm insanları ve tüm dünya insanları yapılan her eylemde inşallah Allahın gördüğünü unutmayız.Çok beğendim ayağa kalktım alkışladım o derece.

  2. selma kirpitci

    Merhaba,
    Öncelikle çok çok teşekkür ederim yine konuyu çok hoş anlatıp sonuca harika bağlamışsınız.

    Yazınızda kendi çocukluğumu gördüm.:)
    Ben de çocukluğumu karadenizin bir köyünde fındık bahçeleri içinde geçirdim.Küçük ama aktif işçilerdik bizlerde.Bizzat bahçede büyüklerimizle ve işçilerle fındık toplardık kardeşlerimle.Tüm komşular fındık toplama işini bitirince özgürce ve grup halinde toplanır yapraklar arasında kalan yere düşüp çimler arasına bizim için saklanan fındıkları arar bulurduk.Kalanların adı başşaktı.Bu başşaklar da bizim harçlıklarımız olurdu. Bizim hilemiz de içi dolgun fındıkların yanına arada bir içi boş olanları (korukları) ilave etmek olurdu.Satış da anında köyün tek bakkalında takasa dönüşürdü.Parayı şekerlemelere bırakır, bakkaldan parasız ayrılırdık.

    Salyangoz toplama işini de yapardık.:( Çocuksun kendi paranı kazanmanın mutluluğu ile naylon poşetlere dolduruverirdik zavallıları.

    Şimdi bir apartmanın bahçe katında oturmaktayım.Yağmurdan sonra bahçeden salyangozlar kuşlarımın yemleri ni uflediğim yerlere hucum ediyorlar.Ben de onlara ekmek kırıntısı ve kuş yemi ikram ediyorum belki topladığım arkadaşlarının ruhları beni affeder diye 🙂

    Kişiler de işletmeler de en azından hatalarını tekrarlamamalı diye düşünüyorum.
    Yazılarınızın devamını diliyorum, yüreğinize elinize sağlık….

    Tekrar teşekkürler

  3. zeliha

    Tek odak noktası para olsun da ne olursa olsun:(( .Bu yüzden çok çatışma yaşamışımdır üstlerimle:)).Harikaydı..Yaşam kalite bilinci beyinlerde olmadıkça makam ne olursa olsun sonuç belli işletmelerde ..Kısır süreç ….

  4. Erdoğan SOLMAZ

    Yaşanılan ve yaşanacak olan her iyi ve kötü hareketten rabbim haberdardır kaçınılmaz.Önemli olan hangi işi yaptığımız değil de hangi işi layıkı ile yaptığımızdır.Kazanılan her başarı Rabbim istediği sürece başarı olur ve her iki cihanda makama ve mevkiye yükseliriz,insanların maddi ve maneviyatlarını zedelemeden,başarının hep bir sonraki başarıyı getireceğine inanarak yaşantımızı vicdanen en iyi şekilde yaşamak kul olarak borcumuzdur.Sonuçları nasıl olursa olsun bizler yaptığımız işi ve yaşadığımız hayatı layıkı ile yaşayıp sonuçlarını Mevlamıza bıraktığımız sürece eminim başarı kendiliğinden gelecektir…

    Karanlık sadece kendini karartır
    aydınlattığı her şey ışıktandır
    hüzün ile sevinç
    kahır ile çoşkunluk
    aynı derecede tatmin eder insanları
    ölüme inanan ölür
    zamanın insandan hızlı olmasına hayat denir
    zamanla aynı hızda olan,
    yaşlanmaz, yaşar
    düşünmek faydasız bir eylemdir
    düşünce olmak, asıl meseledir
    varlık, yokluk;
    heplik, hiçlik;
    kelimededir
    özde her şey tekdir.

    Ağacın hakikati,
    meyvesi yenmeyen ağaçtadır
    bazıları güle bakar,
    bazıları dikeni seçer,
    gülün,
    diken olmayan,
    gül olmayan,
    yanlarını kimse görmez
    biri başka birine taş atar,
    o da ona atar,
    başkasının taşı da,
    kendi taşı da kendine vurur
    biri birine taş atar
    taşı kendine vurur
    diğeri de ona taş atar,
    o taş da ona vurur
    ölümü öldüreni öldüren,
    kendini öldürmüştür
    uzakta,
    dağların zirvelerinin göklerle buluştuğu diyarlarda
    uçuşan bir kuşun kanadında bir tüy olmak,
    dinginlikte yer tutmayan bir boşluk olmaktır
    kendini yaşamaya cesaret edemez kimse
    kendini yaşamak,
    kelimelerden,
    harflerden,
    duyulardan,
    acılardan,
    aşktan,
    hayatttan,
    zamandan ve mekandan
    arınmaktır
    uçurum ve zirve varken,
    yamacı kim seçer
    gece ve gündüz varken,
    alacakaranlığa kim meyleder
    alçak ve yüksek varken,
    kim düzde durur
    hayat ve ölüm varken,
    kim yaşarken ölür
    mutluluk ve hüzün varken,
    kim boşluğu seçer
    varlık ve yokluk varken,
    kim hiç olur
    aşk ve ızdırap varken,
    kim kendini unutur
    yalnızca,
    yolu tüketenler,
    kendini birleyenler,
    aradan çekilenler,
    rengsizliğe gömülenler,
    suskuya iman edenler
    göğe karışmak bilgelerin işidir
    kendini bilmeyen kendine gider,
    kendine varan kendini bilmez
    kendini bilen,
    başkasını kendi sanır
    gizli sırlar çözülmeye çalışılır,
    açık hakikati kimse seçmez
    elde edilince hiç yitirilmeyen değerlidir
    anlamak,
    ansız ve anlamsız kalmaktır…

    Emeğine ve kalemine bereket güzel abim.Fırsatım oldukça kalemini takip ediyorum İnşallah.
    Daha nice güzel kalemlerinin mürekkebine bereket.

    SAYGILARIMLA

    Erdoğan SOLMAZ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir