“Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse,  Michelanjelo’nun resim yaptığı, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakspeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup “Burada işini çok iyi yapan biri, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desinler.” Martin Luther King

2008 yılıydı sanırım. Anadolu yakasında yeni bir eve taşınmıştım. İşim de Mahmutbey’de. Eee tabi haliyle her gün sabah beş otuzda uyanıp, sonra da yola çıkmam gerekiyordu o günlerde.

Aylardan Şubat. Hava yeni ağarıyor. Yollar buz tutmuş. Evden çıkıp, arabaya gidene kadar uzun bir mesafe yürümem gerekiyor. Ancak yürü yürüyebilirsen. Yüzümü bıçak gibi kesen rüzgâr, önüne karı da katmış, suratıma suratıma çarpıp duruyor.

Arabanın kapısını açıp, kendimi içeri zor attım. Attım ama içerisinin de dışarıdan kalır hali yok ki. Her neyse arabayı biraz çalıştırıp, titrememin geçmesini ve aracın ısınmasını beklerken, gözüm karşı kaldırımdaki temizlik işçisine takıldı.

sinoplu remzi

Üzerinde üniformasını saran sarı yağmurluğu, kafasında siyah kar maskesiyle, ha bire süpürüyor kaldırım kenarlarını. Süpürdüğü çöpleri, plastik bidondan bozma, saplı küreğine toplayıp, tekerlekli çöp arabasına atıyor. O sırada rüzgârın süpürgesinden, küreğinden çaldığı çöpler etrafa dağıldıkça, elindeki süpürgeyi çöp arabasına sıkıştırıp, saçılan kâğıtların, poşetlerin peşine koşuyor. Dağılan çöpleri yakalayıp, tekrar çöp arabasına atıyor.

Bir ara, çöp arabasının kenarından uzunca, ucu sivri ince bir demir sopa çıkardı. Toprağı kazıyor. Dikkatlice baktım. Yere gömülmüş bir konserve kutusunu çıkarmaya çalışıyor. Çıkardı. Çöp arabasına attı. Toprağı ayağıyla bastırıp düzeltti. Ve devam etti süpürmeye. Kimseye bakmıyor. Sadece yaptığı işe kilitlenmiş. Gözleri yerde. Elleri süpürgesinde ve küreğinde.

Sonra dikkatlice bakınca, çöp arabasının plastik çiçeklerle süslü olduğunu fark ettim. Ama nasıl? Gelin arabası gibi yapmış o “çöp” arabasını. Tutma kollarına da iki tane dikiz aynası koymuş. Dikiz aynalarında da iki tane sarı kanarya. Yüzünde, işini doğru yapmış olmanın verdiği, muhteşem bir tebessüm.

Ve ben, bu şiir gibi seremoniyi izlerken, dalıp gitmişim.

O gün işe geç kaldım.

Sonraki günlerde, gözüm hep o temizlik işçisini arar oldu. Bazen arka sokakta, bazen yolumun üzerinde rastladım. Ancak hep sabahın erken saatlerinde ve işe yetişme telaşı içerisinde olduğum için, durup konuşma fırsatını bir türlü yakalayamadım.

Göremediğim zamanlarda da merak eder oldum.

Günler sonra bir Cumartesi sabahı rastladım ona yine. Öğlen vaktiydi. Bahar gelmiş. Havalar ısınmış. Ha dedim tamam, yakaladım seni.

Bu sefer arabamdan indim. Saygıyla yanına yaklaştım. Elimi uzattım. Önce tereddüt etti uzanan elimi sıkmak için. Çekindi. Ellerine baktı. Ben daha hızlı davranıp yakaladım ellerini. Adını sordum. Remzi dedi. Sinop Ayancıklıymış. Uzun uzun sohbet ettik.

Dedi ki,

“iş olmazsa aş olmaz”

Yüzüme oturan derin bir hüzün haliyle, vedalaştık.

O günden beri, sokağa atılmış her hangi bir çöp gördüğümde, güzel ülkemin insanlarının, Sinoplu Remzi’yi tanımaları için dua ederim.

İlker Taner UZUN

 

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn

9 Comments

  1. Peray

    Sizin sayenizde, biz de tanımış olduk Sinoplu Remzi’yi. İşi her ne olursa olsun işini iyi yapan insana saygım sonsuz. Takdir ediyorum ve önünde eğiliyorum.

  2. AYHAN YILMAZ

    Hayatta hepimizin bir görevi olduğuna inanıyorum. Bir insanı bir diğerinden ayıran şey; üstüne aldığı işi iyi yapıp yapmadığıdır. İster iyi bir makamda olsun, ister tuvalet temizleyicisi… Eğer işini gereğini yapmıyorsa, hile katıyorsa gücünden dolayı o gün susan insanlar, günü geldiğinde mutlaka konuşurlar.

    1. İlker Taner Uzun

      Ayhan Bey Merhaba,
      Bir ülke düşünün mesela. Bütün çalışanlar bu derece tutkulu, bu kadar benimsemiş ve sevmiş olsun işlerini. Bu düşünce şimdilik bir ütopya olmakla birlikte, düşünmesi bile yüzünü güldürüyor insanın değil mi?

  3. Nedim İLERİ

    Bu yazı da çok mükemmel bir iş olmuş,emeğinize sağlık.Konu seçimi ve yaklaşım ise süper.
    İnsanların ne iş yaptığı ve bu işin hangi ölçek dişlisine ait rol sahibi olduğu çok önemli mi ? veya değeri bu durumdan mı ilgili,şüphesiz ki değil,her insan karakter etiğini ne konumundan ne de rolünden kazanabilir. İşte bu yazıda da çok güzel görüldüğü üzere işin veya rolün dönen hizmet çarkının hangi dişlisi veya bu dişlinin ölçeği ile ilgili değil, o işe olan saygısı ve tüm coşkusu ile işine sahip çıkıp emeğini vermesi ve de kişilik etiğinden ve insani değerlere sahip olup bunu uygulama düzeyinden yani karakter etiğinden değer görebilir.
    İşini böylesine tutku ile tüm coşkusu ile yapanlara selam olsun.
    Saygılarımla,

    1. İlker Taner Uzun

      Nedim Bey Merhaba,

      Sinoplu Remzi gibi, işine olan saygısı, tutkusu ve çalışma azmiyle dolu çalışanların olduğu bir ülkeyi hayal edebilmek bile çok güzel.
      Umarım bir gün her çalışan, kendinde bu iş aşkını yaratacak zemini bulur.

      Saygılarımla,

  4. selma kirpitci

    Çok güzel bir site olmuş.Emeğine,eline,yüregine sağlık. Hayırlı olsun.Yazılarını beğenerek okuyorum.Kendi hayat pencerenden gördüklerini bizlere içtenlikle ve son derece duru bir anlatımla aktarmışsın.

    İçimizde işine aşık, işine saygılı insanlara karşı bir hayranlık var.Çünkü günümüzde çıkar üstüne kurulu düzen içinde salla başını al maaşını şeklinde yürüyor işler ne yazıkki.Saygı ve güvenin bu derece yerlere düştüğü toplumumuzda Sinop’lu Remzi gibi insanlar mumla aranır oldu.Umarım bu örneklerle çok daha fazla karşılaşırız.

    Teşekkürler…

    Selma Kirpitci

  5. Pingback: İLKER TANER UZUN KALEMİNDEN|"ÖRNEK BİR ÇALIŞAN YA DA SİNOPLU REMZİ" | LALABEY PAYLAŞIM

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir