“Bu dünyada elindeki tek varlık, satabildiğindir”    Arthur Miller – Satıcının Ölümü

 

Dünyanın en zor mesleklerinden biridir satışçılık. Sürekli bir “evet” yanıtının peşinde koşup durursun.

Sonuçları son derece sarih ve çok kolay bir şekilde ölçülebilen bir meslektir. Ay sonu gelir, hedef/gerçekleşen raporları alınır, ak mı kara mı belli olur.

Hedefini yakalamışsan, zaten görevini yapmış olursun. Yok, eğer yakalayamamışsan, sebebi her ne olursa olsun, başarısızsındır. Satış yoksa başarıdan da söz edilemez çünkü!

Tutturulması gereken kotalar, yoğun müşteri talepleri, uzun süreli saha çalışmaları ve seyahatler, yönetici ve zaman baskısıyla birlikte oluşan “ ya satamazsam” kaygısıyla iç içe yaşar satışçı. Ayrıca bunun yanında ruh hali her ne şekilde olursa olsun, dışarıya karşı da çok iyi bir görüntü sunmak durumundadır.

Bütün bu duygusal ve fiziki koşulların meydana getirdiği zorluklar sebebiyle ortaya çıkan motivasyon kaybı, zamanla mesleki tükenmişlik duygusunu da beraberinde getirir satışçıda.

Çağdaş Amerikan Tiyatrosu’nun en büyük oyun yazarlarından birisi olarak gösterilen Arthur Miller, Satıcının Ölümü adlı eserinde de böyle bir konuyu işler.

Her şeyin maddiyat, kazanmak ve itibar olduğu toplumda, Willy’nin hayat mücadelesi ve inandığı değerler uğruna yok oluşunun dramatik hikâyesidir Satıcının Ölümü.

Arthur Miller hikâyesinde,  kişisel olarak haksızlığa uğramışlık duygusu ile boşuna yaşamışlık duygusu arasındaki ilişkiyi oldukça açık bir biçimde kaleme almıştır.

dead of a salesman

Hikâyede, mütevazı bir Amerikan ailesinin, yaşamdan beklediği son derece insani isteklerinden kesitler aktarılır. Ancak bu gelecek dolu hayaller, gerçeğin soğuk yüzüyle karşılaştıkça yok olur gider.

1940’lı yılların Amerika’sında geçer hikâye. Oyunun kahramanı Willy Loman, geçimini uzun yıllardır satışçılık yaparak kazanan, toplumun etik değerlerine saygılı, dürüst, çalışkan ve ailesini de bu yönde yönlendirmeye çalışan birisidir.

Her zaman doğru bildiği yolu bırakmaktan vazgeçmemiş, ailesinin geçindirebilmekten başka amacı olmadan yıllarca çalışıp durmuştur. Ancak altmış yaşına gelmiş olmasına rağmen, hala ev taksitlerinin, arızalanan buzdolabının, eskiyen aracının bakımını yaptırmak ve ev giderlerini ödemek için yoğun bir şekilde çalışmak zorundadır.

…”Düşünsene. Ömür boyu çalışıp, bir evin borcunu öde. Sonunda senin olsun, ama içinde oturacak kimse bulunmasın.”

Yaşadığı ekonomik zorluklar, nedeniyle psikolojisi iyice bozulan Willy, iş gücünü yitirmiş ve meslekte gününü doldurmuş bir satışçıdır artık ve başarıyı bir türlü yakalayamaz.

Artık ümidini yitirmiştir. Bir sabah tekrar seyahat etmek üzere evden çıktığında, yapamayacağını fark eder ve evine geri döner. Hikâye de burada başlar.

Willy, gitmekten vazgeçtiği seyahatinden evine geri döndüğünde, bu duruma şaşırmış olan karısı Linda’ya şöyle der;

…”Pek de güzel gidiyordum biliyor musun? İyiydim. Hatta manzaraya bile bakıyordum, hem de yıllar yılı her hafta yollarda olmama rağmen. Hem oralar öyle güzel ki Linda. Ağaçlar öyle sık, güneş öyle ılık ki. Ön camı azıcık aralayıp, ılık havanın her yanımı sarmasını sağladım…”

Yıllar sonra fark eder ağaçları, gökyüzünü, doğayı ve bütün hayatını boşuna geçirdiğini. O tüm yaşamını sadece ailesi ve çocukları için daha iyi bir standart sağlamak adına çalışarak yitirdiğini anlamıştır bu son yolculuğunda.

death_of_a_salesman

Karısı Linda kendisini en iyi anlayandır. Müthiş bir özveri içerisindedir ama ömrünü adadığı ve gelecekleri için müthiş bir ümitle bağlandığı oğullarına karşı itibarını yitirmiş olması, Willy’nin bu duruma gelmesini daha da kolaylaştırır.

Willy, yıllar boyu üzerini örttüğü, görmekten kaçındığı gerçeklerle yüzleşir. Başarılı meslek yaşamı geride kalmıştır. Müşterileri artık kendisini eskisi gibi karşılamıyordur.

…“Çünkü çok yalnızlık duyuyorum… hele işlerim iyi gitmeyip de, konuşacak kimse bulamayınca… Öyle bir duyguya kapılıyorum ki, sanki artık bir daha hiç bir şey satamayacağım, sana geçim parası kazanamayacağım, çocuklara bir iş kuramayacağım gibi geliyor. O kadar çok şey için kazanmak istiyorum ki…”

Seyahatlere çıkmayı bırakarak, daha az bir kazanca bile razı olup, ailesinin yanında vakit geçirmek ister. Çok sevdiği marangozluk uğraşına devam edip, bahçesinde sebze yetiştirmeyi hayal eder. Çocuklarının evleneceğini ve evinin bahçesinde yapacağı konukevinde onları misafir edeceği günleri hayal eder.

… “Sonra evlenirler; hafta sonları gelirler. Küçük bir konukevi yaparım. O kadar çok kaliteli araç ve gereçlerim var ki, bütün ihtiyacım bir miktar kereste ve kafa rahatlığı.”

Uzun yıllardır çalıştığı firmanın merkez ofisinde çalışmayı teklif eder, ancak kabul edilmez ve işten çıkartılır. Bu sonun başlangıcı olur Willy için. Sürekli geriye dönüşlerle kaçırdığı fırsatları gözünün önünden geçirir. Ailesine karşı sorumluluğunu yerine getiremediği düşüncesiyle son kararını verir. Ölümünden sonra kendilerine kalacak olan yirmi bin dolarlık hayat sigortasını son bir jest olarak sunar ve hayatına son verir.

….“Anlamıyorsunuz, Willy bir satıcıydı. Bir satıcı için de elle tutulur bir yaşam tarzı yoktur. Bir vidayı yerine yerleştiremez, size yasaları anlatmaz, ya da ilaç vermez. O sisler içinde bir gülümseme ve ayakkabı boyasına güvenmektedir. Ne zaman ki kendisine gülücükle cevap verilmez… işte o zaman deprem olur. Sonra şapkanda iki delik açar ve sonunu getirirsin. Kimse bu adamı suçlayamaz. Bir satıcı düş görmek zorundadır ahbap. İşin gereği budur…” 

İlker Taner UZUN

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn

13 Comments

  1. MTunçkır

    Yıllar önce bu oyunu izlediğimde ben de çok etkilenmiştim. Yorumlarınızı beğendim , doğru çıkarımlarda bulunmuşsunuz.. Satışçı olmamama rağmen , genel olarak beyaz yakalı çalışanları kapsıyor bence.

    1. İlker Taner Uzun

      Doğru söylüyorsunuz. Bu bütün beyaz yakalılar için de geçerli olabilir. Aslında Volker Schlöndorff’ün yönettiği, Dustin Hoffman, Kate Reid ve John Malkovich’in de baş rollerini paylaştıkları filmi de çok güzeldir. Tavsiye ederim. Çok teşekkürler.

  2. Taner Ozdes

    İlker bey , Xing vasitasiyla sayfanizi keşefettim . Ben Satişin 10 Altin Kurali kitabinin yazariyim . Satış konusunda yazilarinizi okudum ve görüşlerinize katiliyorum.
    Hayatini satiş ile geçirmiş bir kişi olarak şu bilgileri sizleri takip edenler ile paylaşmak isterim ..
    Satış, hayatin kendisidir..
    Satış, bir karakter ve yaşam tarzidir
    Herkes satişci olamaz
    Satişcilar, çok özel yeteneğe sahip kişilerdir
    Satış ‘ta ileri gitmenin tek yolu yeni müşteri bulmak veya mevcut müşterilere çapraz satış yapmaktır
    Satış’ta en önemli hedef, referans veren müşteriler sahip olmaktir
    Satiş’ta başarısızlık yoktur, sonuçlar vardir . O nedenle kişi ne kadar çok kişiye ulaşirsa, şansı o oranda artar.
    paylaşimlariniz için teşekkürler
    Taner Özdeş

  3. caner doğru

    sınav haftasındayız analize ihtiyacım vardı yaklaşık 5 saat sonra sınava girecem. Yazıyı olduğu gibi kağıda geçirsem iyi not alırız :D teşekkürler. 

    1. İlker Taner Uzun

      Aslında kitabın eleştirilecek pek bir yanı yok. Tabi bence. Miller’in en iyi kitaplarındandır. Sadece şunu söyleyebilirim; satışı ve satışçıyı dramatize ederek aktarması ve mesleğin coşkulu, heyecanlı yanlarını perde arkasında saklaması belki meslektaşlarımızı irite edebilir. Ancak bu bile onları işlerini ama mesleğe ilk başladıkları yıllarda, kendilerine yatırım yapmalari konusunda motive etmesi sebebiyle bile başarılı bir yöntem olarak kabul edilebilir diye düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>