Uzaktır yolların dolandım geldim
Tatlıdır dillerin bağlandım kaldım
Günahım boynuna işte ben öldüm
Gönlüm ataşlara yandı gidiyor
Ömrüm boş hayale kandı gidiyor
Neşet Ertaş

 

Oniki, onüç yaşlarındayım. Yaşadığım şehrin, Halk Eğitim Merkezi’nde açılan bağlama kursuna yazıldım bir hevesle. Bağlama çalmayı öğreneceğim. Yeni yeni de başlamışım çalmaya. Öğrendiğim türkü sayısı en fazla üç :smile: Babam bir gün bana,  “Bugün Ayın Işığı” türküsünü çalsana oğlum dedi. Nasıl çalayım? Türküyü bile hiç duymamışım. Duysam da zaten çalamam ki. O gün ilk kez rahmetli babamın sesinden işittim bu türküyü ve bir daha hiç unutmadım.

Yıllardır merak ettim bu bozlakların doğduğu yerleri, yaşayan insanlarını. Ve uzun zamandır düşündüğüm motosikletimle Türkiye turumun ilk ayağını, bu yüzden, Kırtıllar Köyü diye planladım.

kirtillar koyu

Kırtıllar nüfusunun tamamı, abdallardan ibaret olan bir aşiret köyü. Kırşehir’in Akpınar ilçesine bağlı, Kelismailuşağı Köyü’nün bir mahallesi. Artık bir mahallesi. Çünkü, eskiden nispeten kalabalık olan nüfusu, işsizlik nedeniyle aşırı göç vermiş, küçülmüş ve bugünkü 20 hanelik harap halini almış.

Atadan, dededen, babadan öğrendikleri çalgıcılık geleneğini sürdürerek geçimlerini sağlayan köylülerin, ne ekecek toprakları, ne sigortaları ne de maaşları var. Geçimlerini, yaz aylarındaki düğün, nişan gibi törenlerde, çalgıcılık yaparak kazanıyorlar.

Abdal müzik kültürünün en iyi yorumcuları olan,  Muharrem Ertaş, Çekiç Ali, Hacı Taşan ve tabi ki Neşet Ertaş’ı doğuran bu bozkırın gülü, mahalli sanatçılarını ülke genelinden öteye taşırarak, yurt dışında da tanınmasını sağlamış.

Neşet Ertaş adeta bir efsane olmuştur. Unesco, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında yapılan ulusal envanterlerde, Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanterine alınarak “yaşayan insan hazinesi” kabul edilmiştir. Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuvarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüş, bağlamadaki tavrı ve türküleri, konservatuvarlarda ders olarak okutulmuştur.

Hayatları, sanatları ile o kadar iç içe ki çalıp söyledikleri türkülerde, bozlaklarda, bütün hayat hikayelerini görebiliyorsunuz. Yoklukla, yoksullukla geçen yaşamlarını, sazlarına, sözlerine kazımışlar adeta. Bunu, doğup büyüdükleri toprakları yakından görünce çok daha iyi anlıyorsunuz.

Neşet Ertaş bir söyleşisinde 

“Abdallarda 5-6 yaşına gelen erkek çocukları düğünlere götürmeye başlarlar. Önce boş durmaması için bir zil verirler eline. Köçeklik yapılırdı bizim memlekette. Erkek çocukları böyle başlardı, biraz büyüyünce kaşıklarla oynarlardı. Bu süre içinde bizim cemlerde, cemiyetlerde nasıl oturulur kalkılır, gözlemlerlerdi. Yaş 11-12’yi geçtikten sonra da kabiliyeti gereği saz, keman, davul, birini alır, devam ederdi. Hiçbirine yeteneği yoksa köçekliğe devam ederdi. Babam da ustasından dinlediği türküleri, bozlakları havalandırarak başlamış. Kendisi cemlere zakir olarak katılırdı. Dedenin yanında Pir Sultan Abdal’dan, Hatayî’den deyişler çalıp söylerdi. Babamın bu yönü cemlerimizde kalırdı. Cem dışında semah çalıp söylemezdi. Düğünlere gidilince, dışarıya göre hareket edilirdi. Karacaoğlan, Âşık Kerem gibi Abdal kanalından gelen ozanların türkülerini havalandırırdı. Abdal geleneği çok eskilere dayanan bir kanaldır.” 

Kırtıllar'daki leylek yuvası.

“Birbirimize bir şey dememize gerek olmazdı. Her vardığımız yerde “Abdallar geldi, Abdallar gitti” derlerdi; artık üstlenmiştik bunu. Ülkemizdeki çeşitli milletleri sayarlar, en son “Cingan” derlerdi. Biz Cinganlardan bir önce gelirdik; ‘Dertli Yoldaş’ adlı türkümde de söylemiştim: “Zengin isen ya bey derler ya paşa / Fukara isen ya Abdal derler ya Cingan, hâşâ.” Bize de davul-düğün çalgıcıları, Abdallar derlerdi. O dönem pek bilemezdik ama sonradan okuduğumuza göre Horasan’dan gelirmiş Abdallar.”

Köyde, beni Neşet Ertaş’ın akrabalarından, Arap Uyanık’ın oğlu Yener misafir etti.

Evleri, iki göz oda.

Evlerinin önündeki sundurmanın altında, koyun ayranını elleriyle hazırladı bana. Kendisi köyde enstrüman çalmayan nadir kişilerden. Ne iş yaparsın dedim.

“Demire giderim abi” dedi. Yani inşaatlarda çalışarak geçimini sağlıyormuş.

Köyde bir elektrik direğindeki leylek yuvasını sordum Yener’e.

Dedi ki;

“Abi bu direkleri biz köylüler diktik yıllar önce. Gelsin leylekler yuva yapsın diye. Her sene gelirler, yavrularını büyütür, uçurur gider ve seneye tekrar gelirler”

Bozkırın ortasında yaşayan bu yoksul insanların, yürekleri o kadar zengin ki, bunu kurtlar kuşlar ve bütün mahlukat anlıyor sanki.

Aylardan Haziran. Köyde çoluk çocuk ve kadınlardan başka kimsecikler yok. İş zamanı. Davulunu, zurnasını, kemanını, bağlamasını alan, nerede düğün var oraya koşmuş. Dedim ya işleri bu. Bütün yılın nafakasını, bu üç, dört aylık zaman içerisinde çıkaracaklar.

Kökleri Horasan’a kadar dayanan bu köyün insanları, yıllardır Abdal geleneğini babadan oğla sürdürmüşler.

TRT repertuarlarına kazandırdıkları yüzlerce türküyle bu milletin gönlünü fetheden büyük bozlak ustalarının köyü bu köy.

Allı Turnam Bizim Ele Varırsan, Bugün Ayın Işığı, Sürüler İçinde Sürmeli Koyun, Mezar Arasında Harman Olur mu - Hacı Taşan

Karanfil Suyu Neyler, Deniz Dalgasız Olmaz, Bad-i Sabah – Muharrem Ertaş

Acem Kızı, Süpürgesi Yoncadan, Yoruldum Yol Üstüne Oturdum, Şad Olup Gülmedi Kalbi Yaslıdır, Everek Dağı – Çekiç Ali

Açma Zülüflerin Yellere Karşı, Ah Yalan Dünyada, Böyle Olur mu, Ahirim Sensin, Kendim Ettim Kendim Buldum, Kesik Çayır, Vay Vay Dünya, Yazımı Kışa Çevirdin – Neşet Ertaş

Ve daha yüzlercesi…

neset-ertasın-dogdogu ev

Neşet Ertaş’ın doğduğu ev. Biraz tadilat görmüş.

Kırtıllar’ı, büyük ustanın vefatından üç ay önce ziyaret etmiştim. Doğduğu evi gördüm, akrabalarıyla uzun uzun sohbetler ettim, misafirleri oldum.
Ancak kendisiyle tanışamamış olmayı, hep bir eksiklik olarak göreceğim.

Kendi hallerinde, din, mezhep, siyasi ve etnik kimlik meselelerine pabuç bırakmayan, samimi, kalabalıklardan ve şöhretten uzak, sazlarından, sözlerinden ve seslerinden gayri başka hiç bir şeyden beklentileri olmayan bu “Garip” ve son derece mütevazi insanları tanıdığım için, kendimi çok şanslı hissediyorum.

İlker Taner UZUN

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn

5 Comments

  1. Cemal

    Merhabalar, ben bu beyefendinin bahsettigi KELISMAILUSAGI KOYU’ndenim.Bu beyi misafir eden gencin babasi ARAP abimin.kardesi KUTUK te benim sinif arkadasimdir.Bu saygin insanlarin yeteri kadar saygi ve ilgi gormemelerinin ezikligini yasiyorum.Hepsine kucak dolusu selamlar.Ayrica size de paylasiminiz icin tesekkurler ederim.Ben Cemal Sayim (Hollanda)

    1. İlker Taner Uzun

      Cemal Bey Merhaba,
      O köyü ve insanlarını görüp, onlarla sohbet edebilmenin mutluluğunu yaşadım şükürler olsun. Bence ülkemizdeki herkesin de bu duyguyu yaşaması gerektiğine inanıyorum. Teşekkür ederim.

      Saygılarımla,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>