“Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur. “       Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Uzun yıllar boyunca Avrupa ülkelerinin doğum ve ölüm hızlarının izlenmesi ile geliştirilen Demografik Dönüşüm Kuramı’na göre, bütün toplumlar kaçınılmaz olarak basit, ilkel bir başlangıçtan, moderne doğru evrilen bir yol izleyeceklerdir. Belirli bir aşamada tüm toplumların geleneksel oldukları ve sonunda Batı’nın geçmiş olduğu aşamalardan geçere Batılılaşacakları, yani modernleşecekleri varsayılıyor.

Kurama göre tüm topluluklar, doğurganlık ve ölümlülük hızlarının yüksek olduğu bir aşamadan, her ikisinin de son derece düşeceği ve durağanlaşacağı bir aşamaya doğru dönüşeceklerdir. Her ülke kendi tarihinin ve karmaşık toplumsal gelişmelerinin sonucunda, demografik dönüşüm sürecini kendine özgü bir şekilde mutlaka yaşayacaktır.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ve yaşlı hakları örgütü, Help Age International’ın yaptığı küresel araştırma sonuçları da Demografik Dönüşüm Kuramı’nı bire bir destekler nitelikte.

yaslanan-nufusSS

Önümüzdeki yıllarda, ülkemizde de bu tür tabelalara sıkça rastlayacağız sanırım.

Hızla yaşlanıyoruz!

Önümüzdeki birkaç on yıl içinde dünya nüfus yapısında hızlı değişimler olacağı tahmin ediliyor. Yaş yapısındaki en önemli değişim ise, çocuk-yaşlı dengesinde gerçekleşeceği düşünülüyor. Uzmanlar, 2050 yılında ve Dünya tarihinde ilk kez yaşlı sayısının, çocuk sayısına ulaşacağını söylüyorlar. Buna göre, 2000 yılında her 100 çocuğa 33 yaşlı düşerken, 2050’de her 100 çocuğa 101 yaşlının karşılık geleceği varsayılıyor.

Bu arada yaşlılık sınırı tanımını bundan 2600 yıl önce modern tıbbın babası sayılan Hipokrat yapmış ve 56 yaş olarak belirlemiş. Günümüzde bu sınır ortalama 65 yaş.

Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının %10’u geçmesi, nüfustaki yaşlanmanın bir göstergesi olarak kabul edilirken, bu oran 2050 yılında %21’e yükselecek.

Birkaç yıl önce memleketimi ziyarete gittiğimde, yaylalara da uğramak için üç beş arkadaş yağmurlu bir günde yola çıktık. Yaylamıza varmaya az bir mesafe kala, dinlenmek için durduğumuz bir köy kahvesinin sahibi buyur etti bizi çilingir sofrasına. İcabet ettik. Bir iki kadehten sonra eline kemençesini alıp, bizim oraların yanık yol havalarını söyledi uzun uzun. Hepimiz, mutluluktan mest olmuş vaziyette kendisini dinlerken, amcam kemençesini masanın üzerine bıraktı, yaşlanan gözlerini elinin tersiyle sildi ve yöre şivesiyle bana dönüp dedi ki “ Uşuğum biliy misun, habu yüruğum hep yirmi yaşinda. Hiç yaşlanmay.”

Şimdinin yüreği genç, gönlü fişek ihtiyar delikanlılarının yerini, ileride fiziksel olarak da ciddi sorunları olmayan genç yaşlılar alacak.

Ancak, yirmi birinci yüzyılın yaşlı insanları, şimdinin yaşlı vatandaşlarının ağırbaşlı topluluğu gibi olmayacaklar. Geleceğin yaşlıları, ekonomik kriz sırasında büyümediler veya II. Dünya Savaşı boyunca ezilmediler. Fedakârlık, özveri ve tevekkül erdemleri onlara zorla dayatılmadı.

Yaşlılığın acizlik ve düşkünlük olduğu nosyonunu kaderleri gibi de görmüyorlar. 2050’deki yaşlı hanımın garajında ilk günkü gibi kullanılmadan pırıl pırıl duran bir otomobili olmayacak. Ona, son model arabasıyla gezintiye çıktığında rastlayacağız trafikte.  İlerlemiş sağlık, cilt bakımı, beslenme ve kozmetik cerrahisi sayesinde, yetmiş yaşında, annesinin ellisindeyken olduğu gibi görünecek.

Çocuklarını büyütmüş, başgöz etmiş ancak hala sosyal güvenlik ödemelerini karşılamak için, karıncalar gibi çalışıyor olmayacak.

zzkapakz

Fotoğraf, Nida Ateş’in, “Ömür Bahçesi” adlı albüm kapağından alınmıştır.

Alışveriş dünyası için tam bir şenlik olacak bu. Tüm perakendeciler, sinemalar, alışveriş merkezleri, bankalar, mağazalar, restoranlar, geleceğin morukları olan bizlerin ihtiyaçlarını karşılamak için yarışacaklar. Neden mi? Çünkü biz yaşlandığımızda Dünyadaki sayımız, bütün ”teenager” lardan fazla olacak ve bütün numaralar ve paralar bizde olacak 🙂 Ama tamamen yeni bir dünyaya gereksinim duyacağız. Bu olan ve şu anda işe yaramayanı kabul etmeyeceğiz.

Peki. İşletmeler bu projeksiyonun farkındalar mı acaba?

Bu cümleyi görüyor musunuz? Nasıl görebilirsiniz ki? Son derece küçük. Ya kolesterol kutusundaki prospektüs? Onlar da. Gözlerini kısmayı bile denemeyeceksin. Kırışıklıklara sebep olur 🙂 Okuyamazsanız, elbette satın almayacaksınız. Eğer kolesterol ilacını siz satın almazsanız, başka hiç kimse de satın almayacak. Ve eğer satın alan hiç kimse olmazsa….

Herhangi bir mağazada satılan, reçel kavanozu etiketinin besinsel enformasyonu, elbiselerin yıkama talimatları, bir elektronik eşyanın kullanım el kitabı, bir CD üzerindeki şarkı sözleri, restoran mönüleri, kilometre sayaçları, çamaşır, buzdolabı, tv kumandaları üzerindeki düğmeler ve daha birçok şey, her durumda salt yazı karakteri büyüklüğü aracılığıyla bile olsa kendilerini yaşlı alışverişçilere yasaklıyor ve hatta hasmane bir politika izliyorlar gibi.

Bu sorun, bugün Basın İlan Kurumu teşkiline dair 195 sayılı kanun uyarınca, yazı metinlerini on puntodan küçük harflerle dizdirmek zorunda olan gazetelerde de aynı şekilde karşımıza çıkıyor. Ancak bunu yakın bir zamanda değiştirmek zorunda kalacaklar.

Yaşlanan korneanın sararması, rengin güç algılanan belirli tonlarının, geleceğin nüfusunun büyük bir bölümü tarafından gözle seçilmez hale geleceği anlamına da geliyor. Sonuç olarak, ambalaj, işaret ve reklamların, maksimum kontrasla tasarlanması gerekecek. Bu da ilerideki perakendeciliğin, mağaza ve vitrinlerde kullanacakları ışıklandırma tasarımlarının da değiştirilmesini gerektirecek. Siyah, beyaz ve kırmızıyı daha fazla, herhangi başka bir rengi çok daha az görmemiz gerekecek sanırım.

yaslilik_genclik1

Bugünün yaşlıları bu küçük çaplı ayrımcılık biçimine, şikayet etmeden katlanabiliyorlar. Oysa bizzat varoluşun kendi şartlarına uydurulmasına alışkın yaşlı savaş sonrası kuşak olan bizler, isyan edeceğiz buna.

2050 yılına gelindiğinde, on üç puntodan daha küçük yazılmış herhangi bir şey, bir tür ticari intihar olacaktır.

Bugünün ortalıkta cirit atan bebek pusetleri, motorlu tekerlekli sandalyelerin yerini aldığında, mağazalarımız, caddelerimiz, alışveriş merkezlerimiz bunun üstesinden nasıl geleceklerini şimdiden planlamaları gerekecek. Girişler, asansörler, koridorlar, kasa alanları, restoran masaları, tuvaletler, uçaklar, trenler, otobüsler ve özel araçların şimdiden çok daha geniş kapsamlı dizayn edilmesi gerekecek. Unutmayın o zaman yaşlı müşteriler her yerde olacaklar. Yarının morukları, büyüdükleri marka isimleriyle şık, motorize ve daha çok sokakta kullanılmaya hazır tekerlekli sandalyeleriyle, caddelerde cirit atacaklar. Belki bu yaya trafiğini yönetecek polislere ihtiyacımız olacak. Kim bilir 🙂

Halk olarak giderek daha uzun boylu ve daha yaşlı olacağız ki bu da yirmi otuz yıl sonra eğilmek canımızı yakacak demektir. Süpermarketler raf dizaynlarını buna göre tasarlayacaklardır eminim.

Almanya’da bir market alışverişim sırasında, raflara zincirle tutturulmuş büyüteçler görmüştüm yıllar önce. Ülkemizde hala yok.

Nüfusu hızla yaşlanan Dünyamızdaki işletmeler,  saçları kırlaşan müşterileri için hazırlıklı mı acaba? Perakende dünyasındaki bütün enerji, inovasyon ve sermaye harcamaları bugün nereye gidiyor? Yaklaşan yaşlı müşteri tsunamisine hizmet vermeye elbette, doğru mu? Hayır, doğru değil. Hepsi gençlerin dolarlarını hedef alan markalara yatırım yapıyorlar hala. Ancak farkında olmasalar da, ne yazık ki bu markalar, şimdiden inişe geçmiş bir pazara hizmet ediyorlar.

İşletmelerin çok fazla zamanları yok. Göz açıp kapayıncaya kadar geçecek önümüzdeki on beş, yirmi sene ve biz hala gençlere yönelik ürünleri üretip, televizyonlarda bu ürünlerin reklamlarını izliyor olacağız. İşletmeler, en büyük müşteri kitleleri olan yaşlı insanların ruh hallerini, davranış biçimlerini ve yaşam tarzlarını daha iyi anlayabilmek için, başta satış, pazarlama ve tasarım olmak üzere, tüm ekiplerine gerekli eğitimleri vermek ve stratejilerini bu amaca kanalize etmek durumunda kalacaklardır.

Ekran Alıntısı

Guiness’e Dünyanın en yaşlı kadın jimnastikçisi olarak adını yazdıran 88 yaşındaki Johanna Quaas

Satış teknikleri ve satışçıların yaklaşım tarzları da, kendilerini yeni müşteri kitlelerinin taleplerine göre revize edeceklerdir kesinlikle. Müşteri ne ister sorusu, kendisine yeni yanıtlar bulacaktır. “Alın, ömrünüzün sonuna kadar tepe tepe kullanın, evladiyelik bunlar” gibi beylik ve ürünün kalite ve sağlamlığına dem vuran lafların yerini, ömrünün son yıllarını yaşadığını bilen bir insana ne şekilde satmak zorunda kalacağız acaba?

2050 yılında genel nüfus içinde yaşlı nüfus oranının yüzde 26’ya ulaşacağı ülkemizdeki işletmelerin, bu bağlamda yapacağı çok şey var. Sessiz sessiz yükseliyor devrimin ayak sesleri.

Yaşlı müşterilerimize daha dikkatli bakmak için şu an hiç de erken değil. Elli beş yaş üzerindeki nüfusumuz, bugün Dünyada en hızlı büyüyen demografik sınıfımız.

Calvin Klein özel tasarım sıvı geçirmez, yaşlı iç çamaşırlarıyla piyasaya çıkmadan önce,  çok daha fazla yaşlı dostu haline getirmemiz gerekecek dünyamızı.

En büyük eserlerimizi, henüz daha yazmadık. Goethe gibi 80’imizde Faust’u bitireceğiz. Sinan gibi 70’inde Süleymaniye’yi tamamlayacağız. Verdi gibi 75’imizde Othello’yu besteleyeceğiz. George Bernard Shaw gibi, piyeslerimizin ilk defa sahnelendiğini göreceğiz 94’ümüzde. Genç olduğumuzdan daha uzun süre, onlarca yıl boyunca yaşlı olacağız.

Savulun, geliyoruz  🙂

 

İlker Taner UZUN

 

 

 

 

 

Referans: Neden Satın Alırız? – Paco UNDERHILL

 

 

 

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn

17 Comments

  1. Necmiye Güneş

    GÜNAYDIN,,,

    YAŞIN RUH İLE ÇOK İLGİSİ VAR OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM. ÖYLE Kİ HENÜZ 20’SİNDE 70 YAŞINDA OLDUĞUNU HİSSEDEN GENCİ, 70’İNDE OLAN BİR İNSANIN DA 18’İNDE HİSSETTİĞİNİ GÖRDÜM. BUNUN YAŞ İLE DEĞİL YAŞAM TARZI İLE İLGİLİ OLDUĞUNU BİLİYORUM. BU YÜZDEN RUHUMUZU GENÇ VE DİRİ TUTMANIN YOLLARINI ARAMALIYIZ.

    NOT: GEÇEN YILDAN BERİ GÖRÜŞEMİYORUZ. YENİ YILINIZI, KANDİLİNİZİ KUTLAR NİCE GÜZEL YILLAR DİLERİM…

    SAYGILARIMLA…

    NECMİYE GÜNEŞ

  2. Tülay Gül

    Merhaba İlker Bey, çok şükür bu satırları okuyabilenlerdenim:)Hem hala genç olduğum, hem de yazdıklarınızı okuduğum için kendimi şanslı hissediyorum.Yine çok güzel bir konu ve anlatım…Kaleminize ve yüreğinize sağlık.
    Saygılarımla.

  3. Erdoğan SOLMAZ

    Bir zamanlar bir köşeye ‘umut etmek yetmiyor ise umut olmak gerekir’ diye yazmıştım.Aklımdan yazdıkların ve yaşadıklarını düşündüm.Kalemim yine okuyunca karala dedi birşeyler;Anladım genciz,yaşlıyız.Nasıl olursak olalım ve nasıl yaşarsak yaşayalım her yaşın ve yaşantının kendine özgü güzelliği muhakkak.Ama düşünüyorum, insan doğarken sevgiliden ayrıldığı için ağlar ve ölürken sevgiliye kavuşmak için tatlı bir tebessüm içindedir,Bu ikisinin arası ne gençliktir ne de yaşlılık.Ölmek için doğuyor ve yaşıyoruz,aldığımız her nefes birer hediye ve anı olarak beynimize yüklediğimiz bütün yaşanılanlar.Nerede ve nasıl olursa olsun nefes aldığımız sürece yaşın hiç bir önemi de yoktur aslında.Satışcılar işlerini çok iyi bilirler ve genel çoğunluğa göre satış farklılıklarını düşünürler.Belki yazdıklarının içinde benim işime göre birşeyler yok ama yaşadıklarının içinden de birşey almadan olmazdı değerli abim.Her zaman olduğu gibi yazılarını takip ediyorum.

    Biliyosun beni abim;herkes kendi sektöründe satış yapar bende kendi sektörümde umut satarım elimden geldiğince..;)

    Saygılarımla değerli abim,değerli yazılarının devamını bekliyorum.

    Erdoğan SOLMAZ

    1. İlker Taner Uzun

      Erdoğan öncelikle yorumun için çok teşekkür ederim.
      Herkes birşeyler satarak yaşıyor. Hangi meslek çalışanı olursa olsun, yeteneklerini, bilgi ve becerilerini birilerine kabul ettirebilmek için, “satış” yapar. Makine teknikeri, ev hanımı, öğretmen, doktor veya pilot olsun, iş veya özel yaşamında herkes kendisini ifade edebilmek için, satış yapmak zorundadır.
      Tekrar teşekkürler.

  4. seraptasci

    ya ikisi arasında gidip geliyorsanız ne genç nede yaşlıysanız…Ruhunuz alıp götürüyorsa mantığınız dur diyorsa tam çizgide iseniz yada duraklama döneminde biraz kalmak istiyorsanız eski ataklığınız yoksa bazende fırtınalar estiriyorsanız…

  5. GÖNÜL YILDIZ

    Çizgiler, Yüreklerimizde Değil, Yalnız Alınlarımızda Belirir. Çünkü İnsanın Ruhu Hiçbir Zaman Yaşlanmaz. JAMES A.GARFİELD
    yüreğinize,kaleminize sağlık 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir