“Kişi gerçeği kalbiyle görür; esas olan, gözle görülemeyendir”  Antoine De Saint-Exupéry, Küçük Prens

 

Amigdala, şekil itibariyle bademe benzetildiği için, adını Yunanca badem kelimesinden alan bir organımız. Her biri beynin bir tarafında olmak üzere, başımızın yan kısımlarında iki amigdalamız var.

Bir şeyi algıladığımız ilk birkaç milisaniye içinde bilinçsizce onun ne olduğunu anlamakla kalmayıp, ondan hoşlanıp hoşlanmadığımıza da karar verebiliyoruz. Bu bilişsel bilinçsizlik, sadece gördüğümüzün kimliğini fark etmemizi değil, onun hakkında bir fikir edinmemizi de sağlıyor. Yani duygularımızın, akılcı zihinden bağımsız olarak görüş beyan edebilen, kendilerine özgü zihinleri var.

Yaşamımızdaki olayların bir kısmı, o anda yaşadığımız heyecan, korku, sevinç gibi duygularla harmanlanarak kayıt altına alınıyor.

amigdala

Amigdala “üzüleceğine, güvende ol!” mesajı veriyor. Aynı zamanda da alt yazıyı okumaya çalışıp, bir türlü niyet taraması yapıyor.

Örneğin, amigdala bir korku sinyali aldığında, beynin her yerine acil mesajlar iletiyor. Savaş ya da kaç hormonları salgılanmaya başlıyor. Hareket merkezleri uyarılıyor, kardiovasküler sistem, kaslar ve hazım sistemi çalışmaya başlıyor. Amigdaladan gelen sinyaller, beynin sapına yüze korkulu bir ifade vermesini, kaslara gereksiz hareketleri dondurmasını, nabzı ve tansiyonu yükseltmesini, nefes almayı ise, yavaşlatmasını emrediyor. Diğer sinyaller ise dikkati, korkunun kaynağında toplayıp, kasları uygun bir biçimde tepki vermeye hazırlıyor. Aynı anda korteksin bellek sistemleri bir düşünce oluşturmadan önce, böylesi bir durumla daha önce karşılaşıp, karşılaşılmadığını araştırıyor.

Duygusal belleğin depolandığı bu yer, deneyimleri tarayıp, şimdi olanı geçmiştekiyle karşılaştırıyor. Karşılaştırma yöntemi ise bağlantı kurmak. Şimdiki durumun ana unsurlarından biri geçmiştekine benziyorsa, buna “aynısı” diyebiliyor. İşte bu yüzden amigdala oldukça dikkatsiz davranabiliyor. Bir şey tam olarak kesinleşmeden harekete geçiyor. Herhangi bir duygusal tepkimeye maruz kaldığımızda, amigdalanın duygusal repertuarı beyin tarafından ilkel sorularla tetikleniyor.

Bu benim nefret ettiğim veya hoşlandığım bir şey mi? Bu bana zarar verir mi? Bu benim korktuğum bir şey mi? gibi.

1 saniye = 1000 milisaniye

1 saniye = 1000 milisaniye

Biriyle ilk tanıştığımızda, milisaniyeler sonra bizlerde genellikle güçlü bir “evet” ya da “hayır” duygusu hâkim oluyor. Eğer beyin algıladığı sinyallerle bu evet ya da hayır kararını verememiş, kararsız kalmış ve şüphe içerisindeyse, bunu da “hayır” sınıfına atarak, kendisini garanti altına alıyor.

Tanıştığınız kişiler üzerinde iyi bir ilk izlenim bırakmak için, yaklaşık dört saniyeniz var. Belki de daha az.

Satışçıların ilk müşteri ziyaretlerindeki temel amaçları, öncelikle kendilerini kabul ettirmek, yani “kendilerini satmak” tır. Bu yüzden mümkün olduğu kadar, aşırılıktan uzak ve nötr bir görüntü sergilemek, temel amaç olmalıdır.

Ne giydiğiniz, saç ve sakal tıraşınız, çoraplarınız, ayakkabılarınız, gözlükleriniz, taktığınız broş, yüzük, küpe ve saat gibi aksesuarlarınız, yaptığınız makyaj, dövme, piercing ve görüntünüzü oluşturan diğer her şey, bir başka işi veya ilişkiyi başlatabilir ya da yok edebilir.

Üstelik tüm bunlar siz daha ağzınızı açmadan olur.

Özenle hazırlandığınız bir satış görüşmesi, bıraktığınız bir bıyık şekli sayesinde heba olup gidebilir.

Amigdalaya dikkat  😉

İlker Taner Uzun

Kaynak: Duygusal Zeka – Daniel Goleman

 

 

 

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn

4 Comments

  1. Erdoğan SOLMAZ

    Hele şükür be abi:) vakit ayırıp en sonunda yazını yazdın.Ama iyi de oldu özletmiştin yazılarını,bana da haliyle hemen okumak düştü;)…Kalemine kuvvet abim,bahtın da yüreğin kadar açık olsun İNŞALLAH.

    Saygılarımla

    Erdoğan SOLMAZ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir