GÖBEKLİTEPE, DÜNYANIN İLK TAPINAĞI

GÖBEKLİTEPE, DÜNYANIN İLK TAPINAĞI

Dünyamız yaklaşık 4,5 milyar yıl yaşında.

Tahmin edilen en eski atamız, Ardipithecus Ramidus ile ilgili buluntular, bundan yaklaşık 4 milyon yıl öncesine ait.

Günümüz insanının ilk prototipi Homo Sapiens, 200 bin yıl önce başlamış binlerce yıllık serüvenine.

Tarımın keşfi, 7 – 8 bin yıl öncesine dayanıyor.

İngilizlerin övüne övüne bitiremedikleri Stonehenge 7 bin yaşında.

Sümerler yazıyı 5000 yıl önce icat etmişler.

Mısır’ın en eski piramidi Sakkara, 4650 yıl önce inşa edilmiş.

Bizim hikâyemiz ise, tam 12 bin yıllık.

Motosikletimle çıktığım Güneydoğu gezisi sırasında ziyaret ettim Göbeklitepe’yi.

Urfa’ya yaklaşık 18 km.uzaklıkta, Örencik köyü yakınlarında bir yer burası.
Mahmut Kılıç adlı bir köylünün, tarlasını sürerken karasabanına takılan oymalı bir taşı müze yetkililerine götürmesiyle başlamış her şey.

Bölge ilk olarak 1963 yılında fark edilse de ilk kazı çalışmaları 1995 yılında Alman arkeolog Prof. Dr. Phil. Klaus Schmidt tarafından ve Alman hükümetince de desteklenerek başlatılmış. Tabi bizim Şanlıurfa Müze Müdürlüğü’de olur vermiş! Kazılar her yıl eylül ve ekim aylarında 10 haftalık bir süreç içinde yapılıyor. Benim gittiğim zaman, kazı yapılmıyordu. Urfa’lı bir aile, kazı alanına bekçilik yapıyor. Tam yedi çocukları var. En küçüğü ile bayağı sohbet ettim. Hepimizden iyi biliyor yörenin tarihini.

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn

MERHABA

“Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başkalarının hayatını yaşayarak onu harcamayın. Başkalarının düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşama dogmasına takılıp kalmayın. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin. Ve en önemlisi kalbinizin ve sezgilerinizin yolundan gidecek cesarete sahip olun. Kalbiniz ve sezgileriniz ne yapmak istediğinizi bilirler. Bunun dışındaki herşey ikinci planda.”

Steve Jobs

Pablo Neruda “Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.”demiş, “Ağır Ölüm” şiirinde.

“Gezi Notlarım” başlığı altında, gittiğim, gördüğüm, kaldığım, tanıdığım, dokunduğum, hissettiğim, yediğim, içtiğim, tattığım, kokladığım ve sevdiğim yani iş yaşamım dışında da var olan, öteki yanımı paylaşmaya çalışacağım sizlerle.

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
ÖRNEK BİR ÇALIŞAN, YA DA SİNOPLU REMZİ

ÖRNEK BİR ÇALIŞAN, YA DA SİNOPLU REMZİ

“Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelanjelo’nun resim yaptığı, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakspeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup “Burada işini çok iyi yapan biri, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desinler.”

Martin Luther King

2008 yılıydı sanırım. Anadolu yakasında yeni bir eve taşınmıştım. İşim de Mahmutbey’de. Eee tabi haliyle her gün sabah beş otuzda uyanıp, sonra da yola çıkmam gerekiyordu o günlerde.

Aylardan Şubat. Hava yeni ağarıyor. Yollar buz tutmuş. Evden çıkıp, arabaya gidene kadar uzun bir mesafe yürümem gerekiyor. Ancak yürü yürüyebilirsen. Yüzümü bıçak gibi kesen rüzgâr, önüne karı da katmış, suratıma suratıma çarpıp duruyor.

Arabanın kapısını açıp, kendimi içeri zor attım. Attım ama içerisinin de dışarıdan kalır hali yok ki. Her neyse arabayı biraz çalıştırıp, titrememin geçmesini ve aracın ısınmasını beklerken, gözüm karşı kaldırımdaki temizlik işçisine takıldı.

Üzerinde üniformasını saran sarı yağmurluğu, kafasında siyah kar maskesiyle, ha bire süpürüyor kaldırım kenarlarını. Süpürdüğü çöpleri, plastik bidondan bozma, saplı küreğine toplayıp, tekerlekli çöp arabasına atıyor. O sırada rüzgârın süpürgesinden, küreğinden çaldığı çöpler etrafa dağıldıkça, elindeki süpürgeyi çöp arabasına sıkıştırıp, saçılan kâğıtların, poşetlerin peşine koşuyor. Dağılan çöpleri yakalayıp, tekrar çöp arabasına atıyor.

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
BOZLAĞIN ÇIĞLIĞI: KIRTILLAR

BOZLAĞIN ÇIĞLIĞI: KIRTILLAR

Uzaktır yolların dolandım geldim
Tatlıdır dillerin bağlandım kaldım
Günahım boynuna işte ben öldüm
Gönlüm ataşlara yandı gidiyor
Ömrüm boş hayale kandı gidiyor
Neşet Ertaş

Oniki, onüç yaşlarındayım. Halk Eğitim Merkezi’ndeki bağlama kursuna yazıldım bir hevesle. Bağlama çalmayı öğreneceğim. Yeni yeni de başlamışım çalmaya. Öğrendiğim türkü sayısı en fazla üç. Babam bir gün bana, “Bugün Ayın Işığı” türküsünü çalsana oğlum dedi. Nasıl çalayım? Türküyü bile hiç duymamışım. Duysam da zaten çalamam ki. O gün ilk kez rahmetli babamdan dinledim bu türküyü ve bir daha hiç unutmadım.

Yıllardır merak ettim bu bozlakların doğduğu yerleri, yaşayan insanlarını. Ve uzun zamandır düşündüğüm motosikletimle Türkiye turumun ilk ayağını, bu yüzden, Kırtıllar Köyü diye planladım.
Kırtıllar nüfusunun tamamı abdallardan ibaret olan bir aşiret köyü. Kırşehir’in Akpınar ilçesine bağlı, Kelismailuşağı Köyü’nün bir mahallesi. Artık bir mahallesi. Çünkü, eskiden nispeten kalabalık olan nüfusu, işsizlik nedeniyle aşırı göç vermiş, küçülmüş ve bugünkü 20 hanelik harap halini almış.

Atadan, dededen, babadan öğrendikleri çalgıcılık geleneğini sürdürerek geçimlerini sağlayan köylülerin, ne ekecek toprakları, ne sigortaları ne de maaşları var. Geçimlerini, yaz aylarındaki düğün, nişan gibi törenlerde, çalgıcılık yaparak kazanıyorlar.

  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn